Güney Avrupa Seyahatim Bölüm I: Yunanistan’daki Zenci Abiler

Aşağı indir

Merhaba canlarım, artık gelenekselleşen, tatilin bittiğinin hafif hafif sinyallerini veren bir başka tatil yazıma daha hoş geldiniz. Aslında bunu tatil dönüşü taze taze yazsaydım daha güzel olacaktı ama unutmadığıma şükür.

Tatilimize Küçükçiftlik Park garajındaki otobüslerimize binerek başladık. Okul arkadaşlarım, öğretmenlerim ve tur rehberlerimiz bizi orada bekliyordu. Ailemizden nasihatleri aldıktan sonra Cafer‘le yolcuğumuz başladı. İpsala sınır kapısındaki kontrolün ardından Yunan sınırına girdik. Sınır arasındaki köprü, sınır geçişini gerçekten özel yapmış. Avrupa ülkeleri arasındaki otoban gişesi tarzı geçişten çok daha farklı.

İlk durağımız Selanik, Yunanların deyişiyle Thessaloniki oldu. Şehir hakkında küçük bilgilendirmenin ardından Atatürk’ün evi müzesini ziyaret ettik.

Selanik’te asayişi sağlarken

 

Sonra sahildeki Beyaz Kale‘ye gittik. Burası Selanik’in en eski eserlerinden biri. Roma zamanında yapılmış ve Osmanlı zamanında da kullanılmış, farklı isimlerle anılmış, en sonunda Yunanlar tarafından beyaza boyanmış ve beyaz kale olarak anılmış. Ama boyası aktığı için şu an orijinal renginde duruyor.

Selanik tarih kitaplarında anlatıldığına göre kültürel çeşitliliğin çok olduğu bir yer olmuş hep ama biz ziyaretimizde daha çok zenci abilerle karşılaştık. Konseptleri Türkiye’dekiyle aynı. Çanta, kemer, saat satanları var ama burada sokakta gezen çok fazla bileklik satan gördük. Biriyle çok garip bir anım var.

İstanbul’dan yeni çıkmışız ilk durağımız Selanik, üzerimde her köşesine İstanbul yazan, ben Türk’üm diye bağıran bir t-shirt var. Starbucks‘ta bile millet Konstantinopolis falan diye taş taş geçiyor. Zenci abimiz uzaktan beni gördü, “Turkish?” yaptı el hareketleriyle. Ben “yes” der demez başlamaz mı, Müslüm Gürses‘in Nilüfer şarkısının Demba Ba versiyonunu söylemeye. Demba baa, demba baa diye girince ben de dayanamadım söylemeye başladım. Beşiktaş‘tan geliyoruz icabında. Adam elini uzattı sıkmaya kalmadan cebinden çıkardığı sarı kırmızı yeşil siyah bilekliği doladı parasını istedi. Çok saçma bir şekilde 2€ verdiğim Kürdistan bilekliğimle arkadaşlarımın yanına döndüm.

Gezdiğim Avrupa ülkeleri arasında en ucuzu Yunanistan’dı. Marketten aldığım biraya 0.80€ verdim. Sadece yemeğe para harcadığımız için bizi en çok ilgilendiren kısım oydu. Yunanistan da gerek cafelerde, gerek marketlerde gıda fiyatlarının en ucuz olduğu ülke.

Bir sonraki yazımda Adiratik açıklarındaki cruise maceramdan ve İtalya‘nın ne kadar sanatsal bir ülke olduğundan bahsettim. Ona da buradan ulaşabilirsiniz => Güney Avrupa Seyahatim Bölüm II: Cruise Seyahatim ve İtalya!

[Toplam:4    Ortalama:3.3/5]